Ani Harabeleri

Ani Harabeleri

Doğu Ekspresi ile Kars’a geldikten sonra kent içindeki gezi noktalarını tamamladık. Ancak bizim için en heyecan verici yer olan “Ani Harabeleri” gezimizi ise en sona sakladık. Ani Harabeleri için tam bir gün ayırdık ve iyiki de öyle yaptık. Bir taksi ile anlaştık ve böylece saat kısıtlaması olmadan doyasıya gezdik Ani’yi.

Ani Harabelerini gelmeden önce incelemiş ve büyük bir alanda kurulu olduğunu görmüştüm. Ancak tahminimin çok ötesinde bir alana yayılmış olması beni gerçekten de şaşırttı. 

 

 

Ani surlarının uzunluğu 4 bin 500 metreden fazla. Sur  yüksekliği ise 8 metre. Çevredeki pek çok kaleye kıyasla çok büyük bir alanda kurulu. Kalenin bu denli büyük bir alanda olmasının nedeni eteklerinde yer alan eski yerleşimin büyüklüğü.

Kars’tan 45 km doğuda yer alıyor.

Ulaşım: Kars merkezinden doğu yönünde 40 dakika süren bir yolculuk ile ulaştık Ani’ye. Yolculuğumuzun manzarası güzel ve oldukça keyif vericiydi. Ardından Ani’nin muhteşem surları bizi karşıladı. Müze kartlarımızı gösterip giriş yaptıktan sonra Selçuklu döneminde yazıldığı belirtilen duvar içinde bir levha çıkıyor ilk olarak karşımıza.

Yazının hemen yanında ise meşhur Aslan kabartması yer alıyor.

Acemoğlu ve Mığmığ deresi (Tatrcık) Kapıları doğuya, Arpaçay’a açılır. Arpaçay yönüne açılan bir diğer kapıda Divin Kapısı’dır.

ASLANLI KAPI (LION GATE)

Müzenin ilk girişinde Manuçehr tarafından koyulduğu bilinen bir kitabe ve arslan kabartması yer alıyor. Bir zamanlar aslanın ağzından yağmur sularının aktığı da söylenir. Burası muhtemelen Ani’nin ana girişidir ve eski dönemden geniş bir cadde gibi devam ettiği tahmin edilir. Aslanlı kapı ve ona bitişik kuleler 1996 yılında kepçelerle yapılan bir tadilat sonrasında önemli hasarlar görmüş. Yıkılan surlar kamyonlara doldurulup götürülmüş. Hatta surlardan alınan taşlarla fabrikanın duvarları yapılmıştır. Neden sonra bu hatalı işlemlere son verilmiştir.

 

 

ANİ ANTİK KENTİ – ANİ HARABELERİ

Bir zamanlar İpek Yolu üzerinde 100 binden fazla nüfusa sahip Krallar Diyarı Ani Antik Şehri. Bu kenti bu denli önemli yapan Arpaçay vadisi ile Alacasu vadisi arasında yükselen bir platoda kurulmuş olması. 

Altı binlerce ve mağara ve geçitlerle dolu bir yeraltı kenti. Üstüyse medeniyetlerin doğuşuna şahitlik eden surlarla çevrili bir kent. Bir cami düşünün ve minaresini, güneş her sabah ilk onu sonra arkasındaki Anadolu topraklarını aydınlatıyor. Burası Ani enerjisi öyle yüksek bir yer ki dolaşırken yorulmak yerine dinlenmiş hissedeceksiniz. İpek yolunun Anadoluya giriş kapısı.

Güzel Ani

Alttaki harita burada yer alan Antik bölgenin detaylı bir haritasıdır.

NOT: Bu haritayı geziye çıkmadan önce yazdırma imkanı bulursanız bu alanı gezerken en güzel rehberiniz olacaktır.

 

Milattan önce bir kale kenti olarak kurulan Ani, ortaçağda çok daha önemli bir konuma sahip olmuştur.  Bagratlılar Arap boyunduruğundan kurtulunca bağımsız krallıklarını kurdular ve Kral Ashot  Ani ‘yi başkent ilan etmiştir. Ashhot’un oğlu II. Simpat döneminde kentin etrafı surlarla çevrildi. İşte orta surlar bu tarihte yani 972 yılında yapılmıştır. I. Gagik zamanında kentte büyük imar çalışmaları yapılmış ve 1064 yılında ise Selçuklular tarafında fethedilmiştir.

Gürcüler, Moğollar, Akkoyunlular egemenliğini takiben 1538 yılında Osmanlı tporaklarına dahil olmuştur.

Arpaçay’ın karşı kıyısına (bugün Ermenistan toprakları) geçen köprü bugün yıkılmış durumda. Bu köprü eski dönemde İpek Yolunun Anadolu’ya geçişinde kullanılmış olan köprüdür. Ani harabelerinin Arpaçay’a bakan bölümü boyunca Ermenistan sınırıdır.

Arpaçay ve Alacasu vadilerinin kesişiminde bulunan tepe Urartular dönemindeki kaledir ve sonraları iç kale olarak kalmıştır.

ANİ SELÇUKLU SARAYI

Ani Antik Şehrini gezmek için kapıdan giriş yaptığımızda sağ taraftan yürümeyi tercih ediyoruz. Aşağı vadi boyunca eski yerleşimlerin ve yaşamın olduğu oyuklar dikkatimizi çekiyor. Burada yapılan Selçuklu Sarayı vadiyi boylu boyunca gören hakim bir noktaya yapılmış. Sarayın üzerinde bulunduğu kayalık oldukça sarp ve bu nedenle doğal bir koruma da sağlıyor. Ani kentinin konumunda saray kuzeybatı yönünde.

Selçuklu hakimiyeti öncesinde de burası muhtemelen bir saray olarak yapılmıştı. Sarayı Selçuklular öncesinde son olarak imar eden veya kullananın Tigran Honents adında biri olduğu düşünülüyor. Askeri bir kışla olduğu da başka bir teori olsa da ilk Saray olarak yapılma ihtimali çok daha ağır basan bir fikir. Bunun sebebi de, hem şehrin yayıldığı vadinin en iç kısmında yer alıyor, hem de bulunduğu kalenin en korunaklı kısmında yer alıyor.

1999 Restorasyonu tahribatı daha az olsa idi bugün daha fazla kanıt bulmak mümkün olurdu. Üst katlarda ahşap kullanımına ait izler bulunuyor. Sarayın Alaca Vadisine bakan yönündeki kalın duvarlar elbette surların bir devamı niteliğini taşıyor. Sarayın eski halinde çekilen resimlerine bakılırsa işlemeli pek çok taşın ortada olmadığı ortaya çıkar. 1988 Aralık ayında meydana gelen deprem sonrasında yıkımla beraber bu süslemeler duvarlardan kolay ayırılabilir bir hale gelmiştir. Bunu fırsat bilen ve taşların kutsallığına inanan bir kısım Ermeniler işlemeli bu taşları alıp Ermenistan’daki kiliselere taşımışlardır.

 

Mağara Kilisesi

Bu sayfada kullanılan sarayın planı ve kesiti Profesör Beyhan Karamağaralı’nın yayınlanmış rölöve çizimlerinden uyarlanmıştır.

ST. GREGORY OF GAGİK

Alt satırda buradaki kilise hakkında bir yazının içeriği yer alıyor.

“İşte o sıralarda, Rabbimiz’in dirilişinin 1000. yılının sonunda, İmparator Basil zamanında, Ermenistan Kralı Gagik, Ani şehrinde buna benzer bir kilise inşa etme fikrine kapıldı. Vagharshapat’taki, Aziz Gregory’ye adanan ve o zamanlar harabe halinde olan büyük kilisenin büyüklüğü ve planı.”
Taronlu Stephanos Asoghik

Üstteki yazıdan anlaşıldığı üzere Ermeni Kralı Gagik’in 1. Milenyumda harabe halinde olan Zvart’nots “Vigilant Angels”   kilisesinin yerine büyük planlı bir kilise yaptırmak istediği ortaya çıkıyor. Vigilant Angels kilisesinin 640’lı yıllarda yapıldığı ve 10. yüzyılın başlarında yıkıldığı tahmin ediliyor. 4. yy’da Hristiyan dinini kabul eden Ermeniler için bu kilisenin oldukça önemli olduğu ortaya çıkıyor. Kral Gagik yıkılan kilisenin bu önemini bildiğinden yenilenmesi kararını alıyor. Böylece önemi olan bir dini merkez kaybedilmemiş olacaktı. Bunu yapmak  990-1020 tarihlerinde hüküm süren kralın Mimar Trdat’ı bu iş için görevlendirdiği ortaya çıkar.

*Mimar Trdat bilindiği üzere Ani katedralini planlayan kişidir.

Trdat’ın Gagik kilisesi için tasarımı, Zvart’nots’un orijinalinin boyutuna ve zemin planına çok benzeyen, yazıtlı dört yapraklı bir iç mekanın (dairesel dış duvarlar içinde yer alan dört açık apsis) etrafına sarılmış dairesel bir ambulatuvardan oluşmaktadır.

Milenyum kilisesi çok kısa bir sürede yapıldı ve Kral Gagik kendi heykelini ve kilisenin bir modelini de yaptırıp kilisenin içerisine koydu. Ancak bu kilisede çok kısa sürede yıkıldı. Kalıntılar 1906 yılında Nikoli Marr tarafından kazılmıştır. Kazıları sonucunda kilisenin planını ortaya çıkardı ve aralarında bronz bir şamdan ve bir avizenin de bulunduğu pek çok ibadet nesnesi de buldu. Bu kilisedeki kazıların ayrıntılı anlatımı Marr’ın 1934 tarihli “Ani, şehrin tarihi ve kazıları” kitabında yer almaktadır.

Kral Gagik’in heykeli ise ne yazık ki kaybolmuş.

Gagik kilisesinden sonra manzaraya hayran yolumuza devam ettik ve biraz sonra  karşımıza Apostol Kilisesi çıkıyor.

APOSTOL KİLİSESİ

1038 yılında yapılan Surp Hovannes (Apostol) kilisesinden günümüze yıkıntıları kalmıştır.

 

GÜRCÜ KİLİSESİ (ST GREGORY CHURCH & ST GEORGES ABUGHAMRENTS KİLİSESİ)

Bu kilise için pek çok adlandırma mevcut. Abughamrents Kilisesi; Shushan Pahlavuni Şapeli;
Polatoğlu Kilisesi.

 

Tarih

Kilisenin duvarında bulunmuş bir yazıt kilise hakkında bilgiler sağlıyor.

(M.S. 1040) yılında ben, Ablğarib, Ermeniler marzipanı Grigor’un oğlu ve Abuğamir’in torunu, en küçük oğlu olmam nedeniyle babam tarafından ihmal edilmeme rağmen, aileme olan sevgim nedeniyle bu dinlenme yerini babam Grigor, erkek kardeşim Hamza ve kız kardeşim Seda için onarttım ve Aziz Stefanos ve Aziz Kristapor şapellerini yaptırdım. Rahiplere koşulum şudur: Aziz Stefanos’ta her Cuma günü annem Şuşan, her Cumartesi babam Grigor, Aziz Kristapor’da da kardeşim Seda için ayin yapılacaktır…

– Bu kilisenin duvarlarındaki yazıtın bir kısmıdır.

Bu küçük kilise Alacaçay vadisine bakan dik bir yamacın kenarında yer almaktadır.

Ani’deki kiliselerin neredeyse tamamı, şehir dışından çok iyi görülebilecek şekilde tasarlanmış. Yüzyıllar boyunca ve farklı zamanlarda yapılan bu imarların platonun kenarına çok yakın inşa edilmeleri oldukça şaşırtıcıdır. Onuncu yüzyılın sonlarından kalma olduğu düşünülen binanın birçok özelliği bu döneme özgüdür – ve Prens Grigor Pahlavuni tarafından Pahlavuni ailesi için özel bir şapel olarak yaptırıldığı düşünülüyor. Bu aile, Ani’nin bağımsızlığının son yıllarında oldukça ön plana çıkmış.  Bunun en önemli sebebi ise, Ani’nin Bizans İmparatorluğu’na katılmasına karşı çıkan grubun lideri Vahram Pehlavuni olmasıymış.

Kapının üzerindeki alınlık üzerine oyulmuş bir yazıtta Vahram’dan, oğlu Abughamir’in (bu kilisenin adı da buradan gelmektedir) ruhu için ayinler için para ayırdığı anlatılmaktadır.

Tek giriş, her zamanki doğu-batı ekseni boyunca batı tarafında değil, güneybatı tarafındadır. Bu belki de kapının uçurumun kenarına değil açık bir avluya açılması içindi. Daha sonraki bir tarihte girişe bir tür kapalı sundurma eklenmiş, birkaç taş blok ve kapının üstündeki duvara yapışmış beton izleri dışında bu tamamen ortadan kaybolmuştur.

Kilisenin üst kısımlarındaki silindirik kasnaktaki pencereler, alışılmadık bir tasarım olan çift sıra kör kemer oluşturan pervazlarla çerçevelenmiştir. Kasnağın üzerindeki konik çatı dik bir eğime sahiptir ve bu nedenle muhtemelen daha sonraki bir restorasyondan veya kilise aslında on birinci yüzyılın başlarından kalmadır.

Cephede kullanılan formların çeşitliliği (özellikle ayrıntılı kornişleri olan portal benzeri uzantılar) ve bunların üzerindeki ışık ve gölge oyunu, bu kiliseye neredeyse Barok bir hava katıyor.

İç Mekan

İç mekanın tasarımı dışarıdan bakıldığında hiç tahmin edilemez ve şaşırtıcı derecede geniş. Kilisenin merkezi bir altıgen planı var; bir dairenin tam olarak 3/4’üne sahip altı apsis, merkezi bir alanın etrafında gruplandırılmıştır. Bunun üzerinde, pandantiflere dayanan, 12 pencereyle aydınlatılan ve tepesinde yarım daire şeklinde bir kubbe bulunan silindirik bir tambur yükselir.

Sunak apsisinin çatısında ve duvarlarında belli belirsiz fresk izleri var. Bunlar kiliseden daha geç bir tarihe aittir ve muhtemelen on üçüncü yüzyıldan kalma. Sunak apsisinin iki yanında küçük odacıklar, muhtemelen şapeller bulunur. Oldukça yıpranmış duvarlar devetüyü renginde bir badanaya sahiptir ve üzerinde on dokuzuncu yüzyılın sonu ve yirminci yüzyılın başlarından kalma çok sayıda Ermenice, Rusça ve Arapça grafiti bulunmaktadır. Belki de bu kilise, kahraman Vahram’la olan bağlantısı nedeniyle bu ziyaretçiler için sembolik bir öneme sahipti?

 

 

Kabir

Kısmen bu sayfanın üst kısmında yer alan 1040 yılına ait bir yazıtta, Prens Ablgharib’in babası, erkek kardeşi ve kız kardeşi için iki odadan oluşan bir mezar inşa ettiği belirtiliyor. Vahram Pehlavuni 1047’de savaşta öldüğüne göre onun da buraya gömülmüş olması mümkündür.Bu mezarın temelleri kilisenin kuzey tarafına bitişiktir. 1907 yılında kazılmıştır. 1998 yılında hazine avcıları tarafından tabanı kırılarak açılmıştır. Define avcılarının geride bıraktığı enkazın arasına saçılmış çok sayıda insan kemiği parçasından dolayı, altında sağlam mezarların olduğu kesindir . Her biri kalın bir beton kaplamayla kapatılmış en az üç ayrı mezar vardı.

2004 yılında mezarın temelleri tamamen topraktan arındırıldı. L şeklinde bir yapıdır. “L”nin köşesinde kare planlı bir oda bulunmaktadır. Bu odanın güneyinde, kilisenin kuzey duvarı ile arasında yarım daire planlı apsisli küçük bir oda bulunmaktadır. Kare mekanın doğusunda yan yana dizilmiş iki küçük oda daha bulunmaktadır. Biri yarım daire apsisle bitiyor, diğeri ise dikdörtgen.

 

MENUCHİR CAMİİ

ANİ İÇ KALE

 

KIZ KALESİ VE MANASTIR

Kız Kalesi ve manastır Ani Platosunun en uç noktasında yer alır. Sarp kayalıklara yapılan bu manastıra ulaşmak oldukça zordur. Manastırın yer aldığı burun aynı zamanda Arpaçay’ın platodaki son noktasıdır.

Ani eski misafirleri zamanında harika bir konumda kurulmuş. İnsanların burada ısrarla yaşam kurmaları ve ardından inançları doğrultusunda eserler yapmaları çok doğal. Çünkü burada gezerken doğanın ve antik birikimin güzelliği gerçekten insanı etkiliyor.

ANİ KATEDRALİ

KUTSAL RAHİBELER MANASTIRI
HRİPSİME MANASTIRI (BAKİRELER MANASTIRI)

Azize Hrispime’nin bakire şehitleri için yapıldığı söylenen bu kilise İpekyolu Köprüsün hemen sağındaki yamacın başlagıcında yer alıyor.

BEKHENTS MANASTIRI (TİGRAN HONENTS)

TİGRAN HONENTS MANASTIRI

HOLY SAVIOR

HALASKAR KİLİSESİ (KEÇELİ KİLİSE)

1036 yılında yapılan bu kilise Surp Pirgiç kilsesi olarak bilinir. Kısmen yıkık olan kilisenin dış süslemeleri dikkat çekicidir.

ANİ KENTİ AYRINTILI HARİTASI

ANİ TARİH

MENUCİHR CAMİİ

ANİ HARABELERİ

MENUÇİHR CAMİİ

Selçuklulara bağlı bir kol olan Şedadiler bölgeye geldiklerinde Şeddadoğullarından  Ebu Şüca Menucihr bu camiyi yaptırmıştır. Anadolu’nun ilk camisi olma özelliği ile oldukça önemli bir camidir. 1072’ye tarihlenen cami üç neflidir. Selçuklu motifleri açısından oldukça zengin caminin 99 basamaklı minaresi bir dönem gözcü kulesi olarak da kullanılmıştır.

Osmanlı Rus savaşları sonrasında Nicola Marr bölgede kazılar yapış ve bölgedeki pek çok eserden parçaları buradan götürmüştür. Leningrad Üniversitesi kazıları sırasında yaklaşık 16 yıl boyunca kazılan bölgede cami kazı evi olarak kullanılmıştır. Bu nedenle sağlam olan yapı 1892-1904 yılları arasında bu yapının da pek çok parçası Sovyetler Birliğine gönderilmiştir. 18.5X16 m. olan yapı iki katlıdır. Tipik Selçuklu mimari izlerini taşıyan yapının minaresi çift renkte taşlardan yapılmıştır. Eski Ani kentinin ortasında adeta bir anıt gibidir. Minarenin üst kısımlarında beyaz taşlardan kufi hattı kullanılarak “Bismillah” yazısı dikkat çeker. Minarenin farklı formda ve zamanda yapıldığı ve Emîr Fadlûn tarafından 1125 yılında yapıldığı söylenir.

Caminin Arpaçay’a bakan pencereleri muhteşem bir manzara sunar. Ermenistan sınırını oluşturan Arpaçay kenarında yer alan yapıları rahatlıkla buradan görebilirsiniz.

Cami penceresinden sağ tarafa baktığınızda tepede Urartular döneminden kalan iç kale görünür. Biraz dikkatlice ilerisine doğru bakınca da Kız Kale’yi görürsünüz.

Sol tarafta Arpaçay üzerinde yıkılmış İpekyolu köprüsünü, az ilerisinde ise Bakireler Manastırını görürsünüz.

Caminin batı duvarında bir kitabeden ve bunların dışında iki kitabe daha olduğu söylenir. Bölgedeki pek çok yapıda olduğu gibi camide de bölgeye has, hafif, renkli ve dayanıklı taşlar ‘Horasan Harcı’ kullanılarak yapıştırılmıştır. Medrese alanı ve Son Cemaat yerinde yıkılma henüz restore edilmemiştir. Hemen yakınında bulunan Hamam ise sonradan ortaya çıkarışmıştır.

İlginç olan şu ki caminin yapıldığı bu yerde geldiğiniz andan itibaren huzur ve dinçlik hissediyorsunuz. Tüm Ani boyunca koşturup oradan oraya giderken bu caminin etkisinden olsa gerek hiç ayrılmak istemedik. Burada oturup Ermenistan topraklarına bakmak için uzun bir zaman sabırla beklemiştim doğrusu.

İşte bu gezinin benim için kilit noktası da orada bulunduğum andı. Pencerede oturup önümde duran kuşun resimlerini çektim. Ardından Ermenistan sınırı boyunca ilerleyen Arpaçay’ın kıvrımlarını inceledim.