GÜZEL ATLAR ÜLKESİ – KAPADOKYA
Türkiye’nin en gözde turizm bölgelesi Kapadokya. Anadolu’nun antik zamanlarında pek çok uygarlık izlerini bıraktılar bu coğrafyada. Hattiler, Neşalar, Luwiler, Hurriler, Tabal Krallığı ve Frigler. Onların ardından da Lidyalılar, Persler, İskenderin ardılları, Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar ve en sonunda bizler Türkiye Cumhuriyeti. İşte tüm bu uygarlıkların ortasında her dönem önemli olan Kapadokya’da, hem tarihi hem de kültürel bir mirasa sahibiz. Kapadokya turizm açısından ülkenin en büyük getiriye sahip bölgelerinden olmasının nedeni sadece tarih ve kültürel birikimi değil muhteşem coğrafyası aynı zamanda.
Peki bu güzel coğrafyada görmeye değer nereleri var adım adım gezelim hep beraber.
HANGİ İLLER KAPADOKYA’DA YER ALIYOR ?
Nevşehir | Niğde | Kırşehir | Aksaray | Kayseri | Konya
KAPADOKYA GEZİLECEK YERLERİ
ÜRGÜP (1)
Nevşehir’in 20 km doğusunda yer alan Ürgüp bölgedeki en önemli yerleşim alanlarından biridir. Ürgüp konaklama alternatifleri açısından oldukça zengindir. Ürgüp’te konaklama için en büyük neden Kapadokya’nın kalbi konumunda olmadır. Tüm Kapadokya uğrak noktalarına ve vadilere çok kısa sürede ulaşması mümkündür.
Konaklamanın yanı sıra az da olsa yemek için de alternatifler mevcuttur.
ÜÇGÜZELLER (2)
Göreme Ürgüp yolu üzerinde bulunan Üç güzeller Türkiye’nin tanıtımlarında en çok yer alan peri bacalarındandır. Hakkında çeşitli hikayelerin de anlatıldığı bu üç peri bacası Barış Manço tarafından tanıtımı yapıldıktan bugüne kadar yoğun bir durak noktası olmuştur.
Hikayelerden bir tanesi de şöyledir.
Eski Anadolu Uygarlıklarından bir kralın kızı bir çobana aşık olmuştur. Soyunun devamının bir çobandan olmasını kabullenmeyen kral çobanı uzaklaştırır. Ancak kralın kızı çobanın yerini öğrenir ve onunla görüşmeye devam eder. Babasının savaşta olduğu bir dönemde aşığı çobandan bir de çocuğu olur prensesin. Kral ülkeye döner dönmez bu durumu öğrenir. Gizlice çocuğunu ve çobanı görmeye giden kızını takip ettirir.
Böylece adamları çobanın yerini öğrenip krala haber verir. Kral çoban ve oğlunun öldürülmesi için emir verir. Prenses bunu haber alınca aşkı ve çocuğu ile kaçmaya başlar. Ancak bir tepenin eteğinde yorulur ve daha fazla gidemezler. Kralın adamlarının eline geçmemek için toprağın tanrısına dua eder. Askerler tam onlara yaklaşmak üzereyken bu üç taş belirir. Onlara ne olduğunu bir daha kimse bilemez.
DEVRENT VADİSİ & AKTEPE (3)
Aktepe bölgesi Peri bacaları açısından oldukça zengin bir alandır. Peri bacası oluşumları görsel olarak farklılık gösterir. Yoğun ziyaret alan bölgenin zarar görmemesi için 24 saat Jandarma kontrolü bulunmaktadır. Aktepe yolundan devam ederseniz sol tarafta Zelve vadisine rastlarsınız.
ZELVE ÖREN YERİ AÇIK HAVA MÜZESİ (4)
Türkiye’nin en büyük müzelerinden biri de Zelve’de yer alır. Zelve eski Anadolu uygarlıklarının en eskilerinden bugünlere kadar yerleşim yeri olarak kullanılmış önemli bir merkezdir. Doğal kuytu biçimindeki vadi coğrafi olarak yerleşime uygun bir ortam sağlar.
Hristiyanlık ilk dönemlerinde Anadolu topraklarında yaygınlaşmıştır. Kapadokya bölgesinde bu nedenle yüzlerce manastır yer alır. Zelve’de de din adına yapılmış eski sunak ve tapınak alanları daha sonra manastırlara dönüşmüştür.
Zelve kendi içinde üç vadiye yayılmaktadır. Bunlardan ikisi bir koridorla birbirine bağlıdır. Kilise ve manastırların yanı sıra değirmen, cami ve birkaç güvercinlik de görebilirsiniz. Zelve civarındaki bölge 1952 yılına kadar yerleşim görmüştür. Bilim insanları kiliselerin ve fresklerin 9. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar uzandığını düşünüyor.
Üzümlü Kilise (Grape Church)
Bu kilise, adını kilisede hayranlıkla izlenen üzüm çizimlerinden almıştır. Anlamı tam olarak belli olmasa da çeşitli vadilerdeki üzüm yetiştiriciliğine işaret ediyor olabilir. Hristiyanlığının ilk dönemleri yaşandığı bu alanda şarap üretiminin öne çıktığı görülür.
Balıklı Kilise (Balık Kilisesi)
Adı yine kilisedeki çizimlerden birinden geliyor. Her iki kilisenin de bölgedeki en eski kiliseler arasında olduğunu gösteren çok sayıda başka basit semboller de görülebilmektedir.
Geyikli Kilise (Deer Church)
Bu kilisede pek çok geyik resmi bulacaksınız. Kilisenin rolü tam olarak bilinmemektedir. Ancak Geyik sembolü Anadolu’da Aslan sembolü ile birlikte çok sık görülmektedir.
PAŞABAĞLAR (5)
Zelve’den çıkıp batı yönünde 1 km kadar devam edince Paşabağlar bölgesi gelir. Yine eşsiz bir coğrafya sizi karşılar. Tepenin etekleri boyunca yer alan peri bacalarında yerleşim alanı olanlar yine korunaklı iç kısımda yer alır.
ÇAVUŞİN CİNNES VADİSİ (6)
Yerleşim alanlarından bir diğeri de Çavuşin’dir. Kızıl Vadinin başlangıç noktası olan bu yerde Hristiyanlık döneminden kilise ve manastırlar yer alır.
GÖREME AÇIK HAVA MÜZESİ (KORAMA) (7)
Kalabalıktan anladığınız üzere burası Göreme Açık Hava Müzesi. Turist kaynıyor dediklerinde Kapadokya’da aklımıza gelecek ilk yer belkide. İlk zamanlarında yerleşim ve yönetimin yapıldığı bu bölge Hristiyan dönemde dini bir merkez haline gelmiş. Biraz derinine araştırınca bugün Vatikan kelime olarak neyi ifade ediyorsa Göreme (Korama) Milattan sonraki ilk dönemlerde eşdeğer bir konumdaymış.
Burada detaylı bir gezi yapmak isterseniz yarım gün gibi bir zaman geçebilir. Yakın çevresinde de pek çok görülmesi gereken yer var.
KIZILVADİ (ROSEVALLEY) (8)
Göreme’de yoruldunuz ve akşam olmak üzere. Yemek öncesi dinlenmek istiyorsunuz. Kızılvadi seyir noktası tam da aradığınız şey olabilir. Çayınızı alıp nefis manzaranın karşısına geçebilirsiniz. Fotoğraf için mükemmel bir yer.
Bu vesile ile buradan yetkililere bir öneride bulunmak isterim. Nevşehir’de bizden bir ücret alın ve bu otopark işi bitsin. Her gittiğimiz yerden dernek fişleri toplamak oldukça can sıkıcı.
AVANOS (9)
Ürgüp için Kapadokya’nın kalbi demiştim ama Avanos her gidişimde gönlümde daha fazla yer ediyor sanki. Avanos her geçen gün konaklaması, çarşısı ve yemek alternatifleri ile turistik açıdan daha da zengin hale dönüşüyor. Avanos konaklama için de iyi bir lokasyon.
HACIBEKTAŞ SULUCA KARACAHÖYÜK (10)
Kapadokya’ya gelip Hacıbektaş’ı görmeden gitmek olmaz. Önceki gelişlerimde çok kısa uğrayıp ayrılmıştım buradan. Sonra bir bektaşi kültürü merakı oluştu ve bir kaç kitabın ardından tekrar ziyaret ettim burayı. Türklüğe büyük katkısı olan Hacıbektaş’ı çok sevdim ve şimdilerde her gelişte uğruyorum.
Buraya gelince gezebileceğiniz yerler ise şöyle.
— Hacıbektaş Dergahı ve Türbesi
— Hacıbektaş Müzesi
— Sulucakaracahöyük
— Çilehane
— Deliklitaş
— Beştaş
— Didar Ana Türbesi
— Dedebağ Türbesi
— Bektaş Efendi Türbesi
YUNUSEMRE (P 10)
Herhalde Türkiye’de en çok mezarı olan kim diye sorsak iki isim çıkar karşımıza. Biri Yunus Emre diğeri de Nasreddin Hoca olurdu muhtemelen. Böyle büyük bir ozana sahiplik eden bu topraklarda olması gereken de bu zaten. Yunus Emre’nin Kapadokya sınırları içindeki mezarını ziyaret etmek isteyenler için çok uzakta değil aslında. Kırşehir Aksaray sınırına yakın bir yerde olan Reşadiye Köyü içinde çilehanesi, hemen ardındaki tepede ise türbesi yer alıyor.
Peki Anadolu’da yer alan pek çok Yunus Emre Türbesi varken bu ücra köşede neden bir türbe ve çilehane yer alıyor.
Yunus Emre’nin Alıç Yüklü Yolculuğu: Coğrafya, Mantık ve Tasavvufun İzinde
Yunus Emre’nin Hünkâr Hacı Bektaş Veli’ye alıç yüklü öküzüyle gidişi, yalnızca bir menkıbe değil; aynı zamanda coğrafi gerçeklik, tasavvufi sembolizm ve tarihsel mantıkla örülmüş bir anlatıdır..
🌿 Alıç Yüklü Yolculuğun Gerçekçi Rotası
Yunus Emre’nin Hacı Bektaş Veli’ye alıç götürdüğü köy, Niğde’ye bağlı Sarıkaraman köyüdür. Bu köy ile Hacı Bektaş Dergâhı (Sulucakarahöyük) arasındaki mesafe kuş uçuşu yaklaşık 34 km’dir. Buna karşın Karaman’dan 240 km, Eskişehir Sarıköy’den ise 275 km uzaklıktadır. O dönemin ulaşım araçları olan kağnı arabalarıyla bu mesafelerin kat edilmesi, bir ayı aşkın süre gerektirirdi.
Alıç meyvesi, dalından koparıldıktan sonra kısa sürede bozulur. Bu nedenle Yunus’un Karaman ya da Eskişehir’den yola çıkmış olması, hem lojistik hem de biyolojik olarak mümkün görünmemektedir. Bu bilgi, menkıbenin coğrafi doğruluğunu destekleyen önemli bir detaydır.
🕊️ Nefes mi Buğday mı? Tasavvufi Dönüşün Mekânı
Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli’den buğday alıp köyüne dönerken, köyün alt başındaki hamamın yanına geldiğinde pişman olur. Bu pişmanlık, birkaç yüz metre sonra değil; düşünmeye zaman tanıyacak kadar uzak bir noktada yaşanmıştır. Vilâyetname’de geçen bu yer, Hacı Bektaş’ın güneyinde 16 km uzaklıktaki Gümüşkent (eski adıyla Salanda) köyüdür. Bugün bile söz konusu hamam ayaktadır.
Bu dönüş, Yunus’un “nefes”in değerini fark ettiği manevi uyanış anıdır. Hacı Bektaş’ın “Her alıç çekirdeği kadar nefes vereyim” teklifini reddeden Yunus, buğdayın geçici, nefesin ise kalıcı olduğunu idrak ederek geri döner.
🧘 Tapduk Emre’nin İzinde: Çilenin Coğrafyası
Yunus Emre’nin kırk yıl hizmet ettiği mürşidi Tapduk Emre, bugün Aksaray’ın 34 km kuzeyindeki Tapduk köyünde yatmaktadır. Köy, eskiden “Oflagu” olarak bilinirdi. Beştepe Dağı’nın eteklerinde kurulmuş olan bu yerleşim, meşe ağaçlarıyla çevrilidir. Bu meşeler, Yunus’un şeyhine getirdiği odunları simgeler; tasavvufi hizmetin ve sabrın sembolüdür.
Tapduk Emre’nin burada bulunması, bölgenin tasavvufi merkez olarak önemini pekiştirir. Yunus’un hem Hacı Bektaş hem Tapduk Emre ile aynı coğrafyada yaşaması, menkıbelerin tarihsel zemine oturduğunu gösterir.
📌 Ek Bilgiler
- Alıç ağacı, Anadolu’da özellikle Niğde, Aksaray ve Nevşehir çevresinde yaygındır. Hem meyve hem de şifa kaynağı olarak kullanılır.
- Sulucakarahöyük, Hacı Bektaş Veli’nin dergâhının bulunduğu yer olup, bugün Nevşehir iline bağlıdır.
- Vilâyetname, Hacı Bektaş Veli’nin kerametlerini ve menkıbelerini anlatan en önemli kaynaklardan biridir.
- Yunus’un nefes almadığına pişman olması, tasavvufta “dünya nimetlerinin geçiciliği”ne dair bir uyanışı temsil eder.
AŞIKLAR VADİSİ (P11)
Kapadokya’ya her gelişimde mutlaka uğradığım yerlerden biri de Aşıklar Vadisi’dir. Buradan baktığınızda Vadinin solunda Çavuşin’i görürsünüz. Gül Vadisi ise tam karşıdadır. Sağ tarafta ise Göreme Açık Hava Müzesini görürüsünüz. Balonların kalkış yaptığı yer olduğu için sabah saatlerinde oldukça güzel kareleri fotoğraflamak için ideal bir yerdir.
Dilerseniz alttaki resime tıklayarak Google Earth görüntüsüne ulaşabilirsiniz.
UÇHİSAR (P12)
Uçhisar Köyü mutlaka görülmesi gereken bir yer. Dünyaca ünlüdür ve birçok kartpostalda yer alır. Nedeni basit; mağara evlerle dolu devasa bir kaya her şeyin çok üzerinde yükseliyor. Bu da özellikle güzel bir görüntü yaratıyor. Özellikle öğleden sonra geldiyseniz ve güneş ışığı yumuşaksa, geçmişi ve bugünü bir bakışta gösterir.
ORTAHİSAR (P13)
MUSTAFAPAŞA (P14)
KARAİN (P15)
YERALTI ŞEHİRLERİ (KENTLERİ)
Kapadokya’da toplam 40’tan fazla yer altı şehri keşfedildi. Bazı tahminlere göre bu sayı 200’ün üzerinde pek çok yeni yeraltı yerleşimi açılmayı bekliyor. Yeraltı kentlerinde Roma mezarları ve Hititlere ait bir tahıl değirmeni bile bulunmuştur. Ancak onlar en çok da tehlike zamanlarında kullanılagelmiştir. Neşalılar, Hattiler, Frigler ve Taballar (Geç dönem Hattiler) 5 bin yıldan uzun bu sürede bu alanları oydular ve içlerinde yaşadılar. Sonra gelenler ise ayrıca şehirleri daha da genişlettiler.
Her şehirde, yalnızca içeriden çalıştırılabilen ve Tarkas adı verilen yuvarlak taşlarla kapatılabilen geçişler bulunur. Şehirler, bazen 80 metre derinliğe kadar dikey bacalara sahip ustaca bir havalandırma sistemine sahiptir. Büyük hava şaftlarının yanı sıra kılcal düzeyde yapılmış hava kanalları her bir odaya hava götürür. Ayrıca sarnıçlar, yiyecek depoları ve çok sayıda şarap fabrikası da bulunmuştur. Saldırı anında kapatılan bu şehirlere girmek olanaksızdır. Sakinleri haftalarca hayatta kalmayı başarabilirler.
DERİNKUYU YERALTI KENTİ (P16)
Bu şehir 1963 yılında tesadüfen keşfedildi. Bu muazzam şehirde yedi katlı evler, kiliseler, ortak alanlar ve çok daha fazlası var. Bilim insanları, acil bir durumda bu şehirde 200.000 kadar insanın yaşayabileceğini tahmin ediyor. Derinkuyu yeraltı şehri Derinkuyu köyünün yakınında bulunmaktadır.
KAYMAKLI YERALTI KENTİ (P17)
1964 yılında ikinci bir yeraltı şehri kazılmıştır. Burası Kaymaklı’da Kızılırmak nehri üzerindedir.
Kaymaklı Yeraltı Şehri, Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’ndeki Kaymaklı kalesi içerisinde yer almaktadır. İlk kez 1964 yılında turizme açılan köy, Nevşehir’e yaklaşık 19 km uzaklıkta, Nevşehir-Niğde yolu üzerinde bulunuyor. Eski adı Enegüp’tü. Köydeki evler yeraltı şehrinin yüze yakın tünelinin etrafına inşa edilmiş. Tüneller günümüzde hala depo, ahır ve kiler olarak kullanılmaktadır. Kaymaklı’daki yeraltı şehri, yapısı ve planı itibarıyla Derinkuyu’dan farklılık gösteriyor. Tüneller daha alçak, daha dar ve daha dik eğimlidir. Turistlere açık olan dört katın her biri havalandırma bacaları etrafında düzenlenmiştir. Bu, her odanın veya açık alanın tasarımını havalandırmanın varlığına bağlı hale getirir. Resim: Andezit olduğu bilinen bu dairesel volkanik kaya, üzerine soğuk bakırın işlenmesinde kullanılmış.
TATLARİN YERALTI KENTİ (P18)
1975 yılında keşfedilen bu şehir oldukça bakımsızdı. O zamandan bu yana temizlendi ve aydınlatıldı. Yeraltı şehrinin yakınında, fazla bozulmamış fresklerin bulunduğu Tatlarin yeraltı kilisesi bulunmaktadır. Tatlarin, Aksaray-Nevşehir arasındaki ana yol üzerinde, Acıgöl Köyü yakınlarında yer almaktadır.
ÖZKONAK YERALTI KENTİ (P19)
ÖZLÜCE YERALTIKENTİ (P20)
GAZİEMİR YERALTI KENTİ (P21)
MAZI YERALTI KENTİ (P22)
GÜZELYURT (P23)
BELİSIRMA (P24)
IHLARA VADİSİ (P25)
Yaklaşık 14 kilometre uzunluğundaki Ihlara Vadisi, diğer vadilerde olmayan dikkat çekici bir özelliğe sahiptir. İçinden Melendiz Nehri akıyor ve bu da muhteşem vadi bütününe ekstra bir atmosfer katıyor. 100 kilisenin çoğunun iç kısmında freskler var.
Eskiden kiliselerde keşişler yaşardı. Bu vadide yönetmen George Lucas, Yıldız Savaşları filmi Bölüm IV – Yeni Bir Umut için birçok sahne çekti. Bu nedenle sıklıkla Yıldız Savaşları Vadisi olarak anılır. Bu vadi Aksaray ilçesinin güneydoğusunda yer almaktadır.
SELİME (P26)
MANASTIRLAR VADİSİ (27)
GÜVERCİNLİK VADİSİ (P28)
Güvercinlik Vadisi Uçhisar ile Göreme arasındaki yol üzerinde yer almaktadır. Özellikle peri bacalarının kayalarına oyulmuş yüzlerce güvercin yuvası vadinin adını almasında etkendir.. Güvercin gübresi çok verimlidir ve uzun zamandır vadilerdeki üzüm bağlarını gübrelemek için kullanılmaktadır. Kendi içinde oluşan bu ekosistem sayesinde yüzyıllardır süregelen kaliteli tarım yapılmaktadır.
ZEMİ VADİSİ (P29)
Zemi Vadisi Kapadokya’nın az bilinen vadilerinden biridir. Yeşillikleriyle dikkat çeken bu vadide taş baca sayısı sınırlıdır, en çok rüzgârın aşındırdığı manzarayla tanınır. Sıra sıra tepelerin her türlü rengi mevcuttur. Vadi, Göreme’ye 5 kilometre uzaklıkta Uçhisar yolu üzerinde yer alıyor.
BAL VADİSİ (P30)
Kapadokya manzarasını tüm ihtişamıyla görmek istiyorsanız pek bilinmeyen Bal Vadisi’nde yürüyüş yapmalısınız. Yağmurun ve rüzgarın oluşturduğu tüm gölgeleri ve şekilleri görebilirsiniz. Çeşitlilik olarak gerçekten seyir keyfi veren bir yerdir. Vadiye Göreme’den eski Uçhisar çıkışında Çavuşin’e karayoluyla ulaşılabilir.
KILIÇ VADİSİ (P31)
Kılıç Vadisi, Kapadokya’nın birçok tepesinin muhteşem manzarasını sunmaktadır. Ve ayrıca meşhur mantarlar. Oldukça küçük lav kalıntılarının hala görülebildiği yer. Bu da bölgedeki çoğu tepeden tamamen farklı bir atmosfer veriyor. Bu Kılıç Vadisi de Göreme’ye yakın.
ÜZENGİ VADİSİ (P32)
Üzengi Vadisi Kapadokya’nın en yeşil vadilerinden biridir. Çok sayıda meyve ağacı göreceksiniz ve özellikle ilkbahar ve yaz aylarında oldukça yeşildir. Tepelerle ne hoş bir kontrast. Vadiye Ortahisar’dan kolaylıkla ulaşılabilir, tüm haritalarda belirtilmektedir.
KAYISI VADİSİ (P33)
Kayısı Vadisi adı her şeyi söylüyor. Hangi ağaç türünün baskın olduğu açıktır. Kayısı Vadisi nispeten küçük bir vadi ama bahar aylarında mutlaka gidilmesi gereken bir vadi. Daha sonra çeşit çeşit rengarenk çiçekler görülebilir. Kayısı Vadisi Ürgüp yakınlarında yer alır ve özellikle yürüyüşçüler arasında popülerdir.
ULUDERE VADİSİ (P34)
Uludere Vadisi dik ve dardır. Ama bu boğaz Kapadokya’yı en kaba haliyle gösteriyor. Uludure Vadisi, Uludere Köyü’nden Ayvalı’ya kadar uzanır ve yürüyüşçüler için kolaylıkla ulaşılabilir.
SOĞANLI VADİSİ (P35)
YUNUSEMRE (P 10)
Herhalde Türkiye’de en çok mezarı olan kim diye sorsak iki isim çıkar karşımıza. Biri Yunus Emre diğeri de Nasreddin Hoca olurdu muhtemelen. Böyle büyük bir ozana sahiplik eden bu topraklarda olması gereken de bu zaten. Yunus Emre’nin Kapadokya sınırları içindeki mezarını ziyaret etmek isteyenler için çok uzakta değil aslında.
YUNUSEMRE (P 10)
Herhalde Türkiye’de en çok mezarı olan kim diye sorsak iki isim çıkar karşımıza. Biri Yunus Emre diğeri de Nasreddin Hoca olurdu muhtemelen. Böyle büyük bir ozana sahiplik eden bu topraklarda olması gereken de bu zaten. Yunus Emre’nin Kapadokya sınırları içindeki mezarını ziyaret etmek isteyenler için çok uzakta değil aslında.
YUNUSEMRE (P 10)
Herhalde Türkiye’de en çok mezarı olan kim diye sorsak iki isim çıkar karşımıza. Biri Yunus Emre diğeri de Nasreddin Hoca olurdu muhtemelen. Böyle büyük bir ozana sahiplik eden bu topraklarda olması gereken de bu zaten. Yunus Emre’nin Kapadokya sınırları içindeki mezarını ziyaret etmek isteyenler için çok uzakta değil aslında.
KILIÇ VADİSİ
Kılıç Vadisi, Kapadokya’nın birçok tepesinin muhteşem manzarasını sunmaktadır. Ve ayrıca meşhur mantarlar. Oldukça küçük lav kalıntılarının hala görülebildiği yer. Bu da bölgedeki çoğu tepeden tamamen farklı bir atmosfer veriyor. Bu Kılıç Vadisi de Göreme’ye yakın.
Üzengi Vadisi
Üzengi Vadisi Kapadokya’nın en yeşil vadilerinden biridir. Çok sayıda meyve ağacı göreceksiniz ve özellikle ilkbahar ve yaz aylarında oldukça yeşildir. Tepelerle ne hoş bir kontrast. Vadiye Ortahisar’dan kolaylıkla ulaşılabilir, tüm haritalarda belirtilmektedir.
Devrent Vadisi
Yanlış tercümeyle Dervent Vadisi olarak da anılan Devrent Vadisi, görülebilen birçok peribacasıyla ünlüdür. Her ne kadar çoğu dik sütunlar değil, eğimli tepeler olsa da. Devrent Vadisi genellikle Kapadokya’nın ay manzarası olarak anılır. Vadi, ziyaret için ideal bir üs olan Ürgüp’e yakındır.
Kayısı Vadisi
Kayısı Vadisi adı her şeyi söylüyor. Hangi ağaç türünün baskın olduğu açıktır. Kayısı Vadisi nispeten küçük bir vadi ama bahar aylarında mutlaka gidilmesi gereken bir vadi. Daha sonra çeşit çeşit rengarenk çiçekler görülebilir. Kayısı Vadisi Ürgüp yakınlarında yer alır ve özellikle yürüyüşçüler arasında popülerdir.
Uludere Vadisi
Uludere Vadisi dik ve dardır. Ama bu boğaz Kapadokya’yı en kaba haliyle gösteriyor. Uludure Vadisi, Uludere Köyü’nden Ayvalı’ya kadar uzanır ve yürüyüşçüler için kolaylıkla ulaşılabilir.
Soğanlı Vadisi
Kapadokya Manzarasının Tarihi
Kapadokya’nın tarihinde su hem doğa hem de insanlar açısından önemli bir rol oynamaktadır. Burası Türkiye’nin engebeli iç kısımlarını çarpıcı biçimde görebileceğiniz bir yer. Ve bu olağanüstü bölgenin geçmişine göz atabileceğiniz yer.
Bilim insanları bu manzaranın bir dizi volkanik patlama sonucu oluştuğuna inanıyor. Muhtemelen Erciyes Dağı (3.917 metre yüksekliğinde) ve Hasan Dağı (3.286 m) yanardağlarındandır. Binlerce yıl sürmüş olabilecek bir patlama. Ancak akademisyenler hikayelerinde net değiller. Bazıları bunun 10.000 yıl önce gerçekleşmiş olması gerektiğini söylüyor, bazıları ise 40.000 yıl önce olduğunu söylüyor. Kesin olan şu ki, mevcut tüf tabakasının üzerinde kalın bir lav ve volkanik döküntü tabakası yer alacak.
Ancak doğanın aşağıdaki gücü aslında manzarayı modelledi. Yağmur ve rüzgar yüzyıllardır üst lav katmanında yolunu arıyor. Ve su geçtikten sonra yumuşak tüf yıkanıp gidiyor. Bunun sonucunda alt kısımda büyük delikler açıldı. Kızılırmak Nehri de (1.151 kilometreyle Türkiye’nin en uzun nehri) derin vadiler oluşturmuştur.
Çoğu karakteristik özelliği koyu lav başlıklarına sahip sayısız açık renkli konilerdir. Lav, altındaki tüften çok daha serttir ve dolayısıyla daha az hava koşullarına maruz kalır. Bu tuhaf mantarlar geçmişin kanıtıdır ve onları her yerde görebilirsiniz. Her ne kadar Kapadokya ismiyle tutarlı olmasa da. Bu, Katpatuka’nın güzel atlar ülkesinin tanımı olduğu Farsçadan geliyor . Bu referans tam olarak net değil, ancak muhtemelen bir zamanlar bu ovalarda vahşi atlar dolaşıyordu.
Kapadokya ve insanlık
İnsanlık uzun zamandır burada yaşıyor. Bilim adamları çeşitli yerlerde tarih öncesi çağlardan kalma kalıntılar buldular. Fakat onlar hakkında çok fazla şey bilinmiyor. Ancak tehlikeli volkanları susturmanın yolunun güneş olduğuna inandıkları için güneşe tapıyorlardı.
Bilim adamlarına göre Kapadokya, Hititlere ev sahipliği yapıyor ancak başkentleri Hattuşa’ya dair hiçbir şey bulunamadı. Araştırmalar, yumuşak volkanik kayalarda sığırlar için beslenme yerleri kazdıklarını gösterdi. Onların halefleri olan Frigler ve Kimmerler hakkında da pek bir şey bilinmiyor. Bu bölgenin M.Ö. 6. yüzyıldan 4. yüzyıla kadar Pers egemenliğine girdiği açıktır.
Daha sonra Büyük İskender bölgeyi Roma etkisi altına aldı. Özellikle Göreme ve Ürgüp çevresinde mezarların yapıldığı yumuşak kayalar vardı. Ancak engebeli bölge, Romalıların yaptığı çeşitli büyük savaşlardan korunmuş durumda. Bölge ağırlıklı olarak gümüş ve kalay madenleri ile tahıl, papirüs, granit, tütsü ve pamuk gibi ürünler için kullanılmaktadır.
KAPADOKYA EVLERİ
Kolayca düzenlenebilen tüf konileri ideal evlerdir; kışın nispeten sıcak, yazın ise serindir. Çeşitli yerlerde tepeler delikli peynire benziyor, her yerde evlerin açıklıkları görülüyor. Bu inşaatın ne zaman başladığı tam olarak belli değil. Tepelerde sayısız mağara ve kilise de kesilmiştir.
Hatta tamamlanmış köyler bile var. Köylerin ustaca bir savunma yöntemi var. Mısırlıların piramitlerini kapatma şekline benziyor. Bu gereklidir, çünkü Hıristiyan inancı ilk yüzyıllarda henüz resmi olarak kabul edilmiş bir inanç değildi. Sonuç olarak bölge sakinleri düzenli olarak Arap soyguncu çetelerinden kaçmak zorunda kalıyor.
Son 2000 yılda kiliselerde, mağaralarda ve sayısız başka yerde birçok Hıristiyan çizimi yapılmıştır. Bunlar aslında fresklerdir ve bazıları hala oldukça iyi kalitededir. Uzun bir süre İslam evliyalarının tasvir edilmesine izin verilmiyordu ancak daha sonra Hıristiyanlar için bu yasak kaldırıldı. Bu da kiliselerde görüntü patlamasına neden oluyor. İsa’nın yaşamının genellikle merkezi olduğu yer.
1950’li yıllarda mağara evlerde yaşamak Türk hükümeti tarafından yasaklandı. Diğer şeylerin yanı sıra manzarayı korumak. Çünkü erozyon süreci hız kesmeden devam ediyor. Bu da manzaranın değişmeye devam ettiği anlamına geliyor.
Koniler düzenli olarak çöküyor; bazı şapeller bir zamanlar kayaların derinliklerindeydi, ancak o zamandan beri cepheleri çöktü. Neyse ki yeni konilerin de ortaya çıktığını görüyorsunuz. Çok yavaş ilerlese de Kapadokya sürekli değişiyor.



